
İnsanoğlu gücü sever. Paranın getirdiği gücü, şöhretin getirdiği gücü, mevkiinin getirdiği gücü, genç kalmayı, varlığı, kariyeri ve tüm bunları kendi seçimleriyle elde edebilme gücünü… ama belki de en çok kendi kaderini kendisi çizebilme gücünü…
Son yüzyıla arayışlarla girdik. Batı’nın hızlı ve her şeyi maddi gerçeklere dayandıran bilincinin yanında, şimdilerde Doğu’nun mistik ve hayatı bir bütün içinde kabul etmeye çalışan, kadim ve ruhani öğretilerine de yelken açmaya başladık. Tüm dünya da bu rüzgarlar eserken yeni olgular, bakış açıkları, bedenimiz kadar ruhumuzu da beslememiz, büyütmemiz gerektiğine dair öğretiler ortaya çıkmaya başladı.
Eğer hayatı tek bir neden içinde yaşama eğilimimiz varsa, bütün hayatın bir kozadan, yani kendi kozamızda ibaret olduğunu düşünen ipek böceğinden bir farkımız kalır mı? Esasında sadece işimiz, ailemiz, kendi varlığımızdan ibaret bir kozada yaşamak, ciddi bir çoğunluk için artık sığ bir bakış açısı. Zaman içinde bir evren olduğunu ve bu evrenin muhteşem bir sistemle işlediğini, her şeyin birbirine bağlı ama bir o kadar da birbirinden bağımsız ve tek olduğunu fark etmeye başladık. Ruhumuz bedenimizle bir bağlantı içindeyken, biz de evren ile bir bağlantı içindeyiz. Aslında hepimiz muhteşem bir sistemin, muhteşem parçalarıyız…
Kuantum son yıllarda oldukça hızla yükselen bir öğreti olma yolunda ilerliyor. Kuantum hayat koçları, kuantum uzmanları beynimizin ve düşünce gücümüzün nelere yol açtığı konusunda kitaplar dolusu örnekler verip, seanslar düzenliyorlar. Kişisel fikrim, tüm bu öğretilerin ardında biz insanların kendi hayatını kontrol edebilme gücüne sahip olma isteğinin yattığı yönünde. Kulağa oldukça hoş geliyor. Hayatınız ve yaşayacaklarınız sizin elinizde, ipler hep sizde…Beynin o muhteşem enerjisini terbiye edip, doğru şekilde kullanabilme gücünü öğrenmek, hareketlerimizin sonuçlarını kendi özgür irademiz ile belirleyebilmek gücüne sahip olmak, herkes için iyi veya kötü, şahane bir özgürlük olmalı.
Fakat bu iş o kadar kolay değil, daha doğrusu evrensel düzeyde işler her zaman bu kadar net çizgiler içinde yürümüyor. Öncelikle bilmeliyiz ki evrensel bir disiplin ve kurallar sinsilesi içinde yaşıyoruz. Bu hayat, evren, kainat ismine ne derseniz deyin, bu büyük sistem içinde inanılmaz bir disiplin var. Tek bir yıldız bile sonsuz uzayda kafasına göre salınamazken, bu kadar karmaşık ve mucizevi bir varlık olan insanın, bu hayata ne gelişi, ne de ayrılışı, ne de yaşam biçimi tesadüfi ve kendiliğinden değildir. Tüm bunlar olurken de, mikro düzeyde kendi hayatlarımızı yaşarken, makro düzeyde de evrensel bir enerjiye ve düzene bağlıyızdır. Bu noktada tüm bu koordinatı ve organizasyonu beynimiz yapar. “BEYİN” evren ile bağlantımızı sağlayan muhteşem bir enerji yumağıdır. Bütün kodlarımız ve yaşamsal potansiyellerimiz, bilinç düzeylerimiz burada depolanır ve sonsuz hayat içinde hangi öğretiye veya dine inanırsak inanalım, bedensel fonksiyonlarımızı yitirdikten sonra bile, beynimizin ruhumuza kodladıklarıyla sonsuz hayata geçeriz.
Hintliler, karmaya inanırlar. Onların inanç sisteminde ektiğinizi biçersiniz. Aslında bu bakış açısı diğer inanış biçimleri ve hatta dinlerde de vardır. Dolayısı ile aslında evrensel enerji ve yarattığı sonuçlar tektir. İnsanoğlu bu sonuçları kendi bilinç düzeyine göre farklı biçimde ifade edebilir. Ama sonuç tek ve kesindir. Hayatınızı değiştirmenizin yolu bilincinizi ve farkındalıklarınızı yükseltmekten geçer.
Öte yandan, bu evrensel düzen içinde hepimizin bir görevi ve yaşamakla yükümlü olarak dünyaya geldiği bir tür yol haritası vardır. Bu yol haritası içinde değişiklikler yapabilme gücü ancak yüksek bir bilinç düzeyi ile mümkün olabilir. Görme alanlarımızı geliştirmeden, gördüklerimizi algılamamız veya hazmetmemiz mümkün olmaz. Bu nedenle de öğrenmekle, özümsemek farklı şeylerdir.
Hint astrolojisinde bir kaderiniz vardır. Bu kader siz doğduğunuz anda kozmozdan aldığınız enerjilerle belirlenir ve hatta o anda ufukta bir burcun yükseldiğini varsayarız ve buna yükselen burç deriz. Tüm harita, yani sizin bu hayattaki yol haritanız oluşurken bu haritayla birlikte potansiyelleriniz de belirlenir. İşte bu nedenle bir astrolog bir bebeğin başına geçip henüz birkaç günlükken dahi, onunla ilgili genel potansiyelleri ailesine veya yakınlarına aktarabilir. Durum böyleyken siz istediğiniz kadar yattığınız odanın tavanına hergün göreceğiniz biçimde, bir milyon dolarlık sanal bir çek yapıştırın, bu çeki kazanıp kazanamayacağınız öncelikle haritanızdaki parasal enerjilerinizle belirlenir. Yürekten istedikleriniz aslında kendi potansiyellerinizde gizlidir. Bilinçaltınız, bilinç üstünüzden yani beyninizin somut verilere göre çalışan kısmından çok daha akıllıdır. Algılamalarımız gerçekte yüzeyde değil çok daha derinlerde uyur. Bilincimizin bu uyur gibi duran kısmı, uyanık bölümden daha fazla zekidir. İşte siz daha fark etmeden bilinçaltınız birçok şeyi anlamış ve buna göre çalışmaya başlamıştır bile…
Bu nedenle de yürekten istediklerimiz, tüm hücrelerimizle olmasını arzu ettiklerimiz gerçekte zaten biz de var olan potansiyellerin alt bilinç tarafından, günlük rutinlerle uğraşan üst bilince iletilmesiyle bağlantılıdır. Eğer bir gün kitap fuarında gezerken birden tüm yüreğinizle sizin de fuar da bir yeriniz olduğunu hayal ediyorsanız, kendinizi kitabınızı imzalarken imgeliyor buluyorsanız, haritanızı açıp baktığımda zaten o potansiyelin orada durduğunu mutlaka görürüm. Gerekli olan ise enerjilerin sizde var olan potansiyeli çalıştırması için uygun koşulları yaratmasıdır. Biz buna transit, siz ise şans dersiniz…
Hintliler, yürekten istediklerinizin ve hayatın rüzgarlarının önünüze koyduklarının sizin zaten kaderinizde olan etkilerle gerçekleştiğine inanırlar. Bu noktada kuantum düşünce teknikleri, Secret yoluyla elde etme potansiyeli ve daha bir çok uygulama sizin ana yolunuzdaki kıyılara ulaşmanız adına kullandığınız bir sal veya köprü görevleri görürler.
Sevdiğim bir sufist yazar bir kitabında şöyle diyordu;
“…Kaderi ancak dua değiştirir, tabi o duayı okumak kişinin kaderinde varsa.”
Yeteneklerinizin şansınızla buluşması dileklerimle…
Sevgilerimle.
Astrolog Şebnem Ekşib
© 2009-2010
Tarafımdan yazılan ve yayınlanan her türlü yorum, makale ve analiz, yazılı izin almadan ve kaynak gösterilmeden hiçbir şekilde başka bir yerde yayınlanamaz, alıntı yapılamaz ve kopyalanamaz.








